Cihan ATLI (ARAŞTIRMACI YAZAR)
Köşe Yazarı
Cihan ATLI (ARAŞTIRMACI YAZAR)
 

Yollarını Şaşıran Tarikatler!

     Biz bu yazımızda beraber şöyle bir tarihe uzanacağız,oradan tarikatlara ve oluşumuna bakıp inceledikten sonra,günümüze dönüp tarikatların geldikleri son durumu görecegiz .Bilgi dolu ve zevkle okuyacağınız bir sunum bulacaksınız .Hadi yola koyulalım.  Anlamı nedir bu tarikatların? Önce bunu bir bilelim ki sonra işin içine girelim. Öyle ya adresini, koordinatlarını bilmediğimiz bir âlemi nereden bulabiliriz.?      Tarikat, basit kelime anlamıyla “Allaha ulaşma yolu veya yol ”anlamına geliyor. Bu kelime anlamı, ancak işin içine girince hiç de öyle basit olmadığını göreceksiniz. Demek ki Allah’a ulaşmanın yolu ya da yollarından bir tanesi tarikat veya tarikatlardan geçiyor imiş.         Ben bu yazıyı kaleme alacağım zaman çok düşündüm, Acaba dindar ve inançlarına ki ne kolda olursa olsun sorgulamadan önyargıyla olaylara iğne deliğinden bakan, bir kesimin tepkisini çeker miyim, yüzlerini ekşiliğini veya tebessüm mü görürüm, sevilir miyim? kırar mıyım? yâda zülfü yâre dokunur üzer miyim?          Ya da eksisi artısıyla, hatası doğrusuyla, günahı sevabıyla tarikatı şöyle objektif olarak sofraya koyar pişip pişmediğine, tuzuna, yağına bakar beraber bir şeyleri pişirir miyiz? Yahut, oturup bu olmuş kıvamında ve kararında der afiyetle yer, vitrine koyar mıyız?     Öyle ya o vitrin ki; İslam ve inanç, tüm dünyanın seyrettiği en kutsal değer vitrini. Yâ da bir şeyleri beraber düzeltir miyiz? Ortak bir yer sofrasında oturur besmeleyle bağdaş kurup bir parça azığı böler, paylaşır mıyız? diye. Ya da bu kapı bana kapalı dır, yahut misafir kabul etmiyordur. Belki de kuyumcu pazarında aradığımız o nadide altın aslında semt pazarında mı ?. O zaman madem bende beş vakit namazını kılan, kendince mutaassıp, inanca, iman ve ihlasa aç bir İslam ferdi olarak camii atmosferinin o resmi havasından sıyrılıp, birazda Allah'a ulaşma yolu olan bu tarikatların sofrasına neden dahlim olmasın ki. Belki dini en has ve koyu bir şekilde kana kana yaşamanın sırrı buralardadır kim bilir ?.          Ülkemizde yaklaşık olarak yirminin üzerinde kökleşmiş ana tarikat ve bunlara bağlı irili ufaklı küçük kol tarikatlar var. Bu tarikatların her birinin ayrı bir ismi, giysisi, binası, şeyhi, şeyhe bağlı müridi ve ibadet tarzı vardır. Mevcut var olan tarikatların isimlerini burada vermeyeceğim.. Bu tarikat isimleri uzayıp gidiyor. Bu tarikatlar biri küçük cemaati olan, bir diğeri o cemaatin bir kolu, bir diğeri de küçük boyutta müritlere sahip, biri zengin tarikat, birisi orta düzeyde zengin ama zengin ve varlıklı olmayanı da hani maşallah! bulunmayan tarikatlar. .Malum birini verirsek öbürü küser veya diğerinin reklamını yapmış olur ki işimiz bu değil. Yani reklam yapmak değil.        Bizim işimiz bu tarikatlara bakmak,faydasını,zararını incelemek, yorumlamak, süzmek, yapısını anlamak .Bizi Allaha ulaşmaya götüren bu yolu keşfetmek ve yeterli rüzğarı bulunca da gönül yelkenini bu yolda belki açmak. Kardeşim sorarım size, içinizde kul olarak kim cennete gitmek istemez ki. Böyle bir fırsatı sana vaat eden şuan günümüzde başka kim ,kimler olabilir ki? Bulunmaz fırsat eee bizde böyle ballı fırsatları hiç sevmeyiz ya .! Hemen işe koyuldum ve başladım fellik fellik aramaya.       Hadi gelin birlikte arayalım ,yoksa siz ipi tutup cennete gitmek istemiyor musunuz ?.      Ülkemizde 81 il var, ilçeleri de dâhil edersek yaklaşık olarak bu alt yapılı yaşam alanları iki bin üç bin rakamlarına kadar çıkıyor. Yani baktığımızda bu tarikatların ülkemizde olmadığı ili, ilçesi yok gibi.. Hatta bazı illerde bu tarikatların nerdeyse tamamına yakının bir binası ve kurulumu, kolu var. Bir de bunlara o ildeki ilçelerdeki diyanete bağlı camileri, kuran kurslarını da katarsak bu ibadet hane zinciri nerdeyse milyonları buluyor, kilometrelerce uzuyor da uzuyor, sayıları bilinmiyor.Ya bu ne zenginlik maşallah!  Süphan Allah. Birde diyorlar ki ülkede dini eğitim yetersiz. Kim demiş ise halt etmiş! . Pekiiiii bu kadar ibadet hane ne kardeşim?.   Servet,servet.!       Gelin önce bu tarikat olayının genel anlamda tarihçesine bakalım.         Tarikatların İslam tarihi sahnesine çıkma hadisesi peygamber efendimiz den sonra başlıyor. Yani İslam’ın doğuşuyla değil veya peygamber efendimizin varlığıyla, yaşadığı yıllarda oluşmuş sünnete dair bir yapı değil.Kuran da da yer verilmiyor.Aksine tamamen İslam’ın doğuşundan ve yaygınlaşmasından asırlar sonra yavaş yavaş var olmaya ve oluşmaya başlayan,ilk zamanlarda bir tasavvufi dini ibadet tarzından, değişimle tarikatlaşmaya doğru giden bir süreç içerisinde varlıklarını göstermeye başlamışlardır. Türklerin İslam’ı kabul etmesi ve Orta Asya da başlayan Moğol istilasından sonra Anadolu ya yayılan Türk boyları arasında itibarlı din alimlerinin yani dervişlerinin o zamanki tasavvufi yapıdaki dini söylemleri ,dağınık haldeki aşiret ve boyları bir arada tutmaya, acımasız ve yayılmacı Moğol istilasına ve haçlı ordularına karşı bir olma ve varlığını sürdüre bilmek için birleştirici, hayati ehil bir eldi.. Dervişler zamanın İslam birliğinin ve yayılmasının yegane misyonerleri idi.Türkleri bir arada tutan dağınık çadır aşiretlerinden güçlü bir devlet haline gelmelerinde üstün İslam inanç ve kültürünü ve ahlakını fertlere aşılayan ve yayan, kendilerini tamamen mana alemi ne ve İslam dinine adamış kişiler. Madde den arınmış mana alemin de yüzen, sırtlarında sadece bohça ve bir parça ekmekleriyle diyar diyar dolaşıp İslam tebliğini yayan. Cihat ve İslam misyonu nu kendilerine görev edinmiş, yersiz yurtsuz has canlar..         Şimdiki gibi öyle şan şöhret para pul ğavura kızıp Mercedes e binmek servetine servet katıp, villalarda oturup, yatlarda gezen.Holdingleri olan bankalarda ki ğavur parası dolarlarının hesabı bilinmeyen değil. Halka Peygamberimiz bir hurmayla orucunu açardı deyip,uç suz bucaksız ziyafet sofralarında boy gösterip yiyen içen israf eden ve ülkesindeki nice aç ve yoksul bir parça ekmek bulamayan yetimleri düşünmeyen zatlardan da değil. Değiller uzar da uzar değerli okurlar..        Ancak aksine dervişler yani zamanın Anadolu Evliyaları her gittikleri diyarda halkı etrafına toplamayı ve güven uyandırmayı başarmışlardır. Öyle ya asırlar önce doğmuş İslam dini, geçen onca süre zarfında hiçbir teknolojik imkanın olmadığı bir ortamda nasıl bu kadar yayılmış ve sıcaklığını ilk gün ki gibi korumuştu. İşte bu kutsal oluşumun varlığını sürdürmesinin yegane mimarları işte bu dervişler, yani mana alemin de yüzen, İslam dininde bir kulun Peygamberden sonra gelebileceği en üst mertebeye kadar yükselen Anadolu Evliyalarının sayesindedir. Çünkü onlar üstün manevi vasıflarının yanında halktan biriydiler.Paraya pula tamah etmeyen dillerin den döküleni önce kendileri yapan ve uygulayan sözlerinin piri sonrada halktan isteyen.Gittikleri yerlerde halktan alan değil veren eller. Yüzlerinde nur gönüllerinde, derya gibi iman, dillerinde inci gibi servet olan Allah kelamı ve selamı vardı.Bu Türk boyları karşılarında bu kadar edepli ve İslam bilgisiyle donanmış alimleri görünce de İslam dinine daha da fazla sarılmışlar ve o yörelerde henüz Müslüman olmayan küçük kabileler akın akın Müslümanlığa dahi geçmişlerdir.          Böylece Türkleri dağılmadan bir ve diri olarak manevi değerlerini yitirmeden İslam sancağı altında birleşip dağılmadan ve kopmadan, ilerde kurulacak olan Anadolu Selçuklu devletine ve Osmanlıya kadar, öz İslam ahlakıyla taşımayı başarmışlardır. Bu bir birinden kıymetli cennet mekan, isimleri bilinen değerlerimiz den bir kaçının ismini anacak olursak ta. Hacı Bektaşi VELİ, Yunus EMRE, Ahi EVRAN. Ahmet YESEVİ ve Hz. Mevlana dır deriz.        Ancak bu güzide dervişlik müessesinin yerini zamanla tarikatlar alacak ve yavaş yavaş ta bozulmalar başlayacaktır.        Sevgili okurlar, canlar..        Devlet yapısının tarikatlarla Selçuklularla birlikte tanışmaya başladığını görüyoruz. Selçuklu hükümdarları bu din âlimlerine ve dervişlerine o güne kadar İslam dinine ve İslam toplumuna, Türk a lemi ne dolayısıyla devlete yapmış oldukları karşılıksız üstün hizmetlerinden dolayı büyük saygı ve hürmet göstermiş ve fetih edilen uç beylik topraklarında kendilerine din eğitimi vermeleri ve yerleşik köklü barınma, ilim yaymak amacıyla tekkeler inşa ettirmişlerdir.         Buralarda zamanın Diyanet İşlerinin görevini üstlenen tek gayeleri din eğitimi ve tasavvuf  felsefesi olan ve hiç bir maddi karşılık beklemeyen bu derviş ve seçkin âlimler, uzun yıllar birçok talebe yetiştirmişler ve bu donanımlı din adamları sayesinde öz İslam ahlakını, peygamber sünnetini yaymışlar ve İslam sancağını dalgalandırmışlardı. Tabiatıyla bu üstün İslam ahlakı ve edebiyle yetişen fertlerden manen güçlü karakterli komutanlar ve devlet adamları yetişmiş ve geleceğe hükmedip tarih yazmışlardır. Öyle ki sefere giden ordumuzun askerleri geçtikleri yerler de,ki diğer ırkların askerleri geçtikleri yerleri talan edip ezip geçerken, bizim askerimiz , üzüm bağlarından kopardıkları salkımların yerine bezlere sarılı paralar bırakacak kadar ince ve bir üzüm tanesinin ve kul hakkının hesabının sorulacağının da bilgisine ve ulviyetine,edebine sahip ve donanımlıydılar. İşte böyle üstün inanca ,ahlak ve edebe sahip bir ordu nasıl zaferler kazanmaz böyle bir millet nasıl muzaffer olmazdı. Düşünsenize Dünyada en önemli varlığın nedir deseler hiç şüphesiz canım deriz. Canımızı tonlarca altın verseler verebilir miyiz ?. Şüphesiz cevap hayır olurdu.        Ancak İslam dininde iman odağının ortasında parıldayan şehit olma inancı, insanları hiç düşünmeden vatan  uğruna ,Allah adına müjdelenen cennete ulaşmak için canını ortaya koyuyor ve adeta şehit olmak için yarışıyorlar. İşte bu olguyu İslam kültürüne yayan bilinçlere motif motif işleyip kazıyan bu gerçek din alimlerinin yorumladığı ve sundukları inanç ve kendi üstün güvenilir şahsiyetleri,edepleri sayesindedir. Bu imanladır ki Türkler asırlar boyunca kendi içindeki çeşitli dinlere mensup insanlarla kardeşçe ve adaletle var olmuş, onların dahi güven ve hayranlığını kazanarak ayakta kalmış,zaferden zafere koşmuş,İslam sancağını binlerce yıl şeref ve onurla dalgalandırmışlardır.       Şuraya bir bakar mısınız?.       Kıtalara hükmeden ve katrilyonlarca servet değerindeki hazinesinden tek kuruş dahi kendi hesabına kullanmayı haram ve ihanet sayan, bu zenginlik içinde olan vatanda öldükten sonra bıraktığı miras ,bir at ,kılıç ve atının eyeri olan komutanlar ve hükümdarlar .      Şimdi buradan birde gümümüze gelin ve bir bakın.!  Ne gördünüz.? Yorum sizin..      Evet ne yazık ki, gelişen ve gittikçe maddeleşen mananın yerini maniye bıraktığı zaman tüneline girilmeye başladığında. İşte bu dervişlik müessesinin de yavaş yavaş özü bozulmaya ve yozlaşmaya başlamıştır. Öyle ki kendisine kucak açan Selçuklu devletine dahi 1239 yılında Babai isyanıyla baba İlyas lakaplı bir tarikat lideri tahtı devirmek amacıyla kendisine bağlı müritleriyle ilk isyanı başlatmıştır.Böylece ilk ihanetin fitili ateşlenmiş yani tarikatta  tahribat başlamıştır.Osmanlıya gelindiğinde ise şeyh Bedrettin isyanıyla devletin varlığının yok edilmeye çalışıldığını daha sonra da şeyh Ahmet isyanında da devrin Osmanlı padişahı Abdülmecit’e karşı, Abdülmecit hanın öldürülmesi ve tahtan devrilmesi için suikast tertiplendiğini ancak bunda başarısız olunduğunu görüyoruz. Yakın tarihimizde de Devletine karşı başarısız Şeyh Sait isyanını görüyoruz. Ki o yıllarda yeni kurulan ve zayıf Cumhuriyetin bunlarla uğraşmaktan ne kadar yıprandığı da bir acı gerçektir. Artık bu tarikatlar gün be gün bozulup ilim yuvası olmaktan çıkıp isyan yuvasına dönüşmeye,devlet içinde devlet olmaya, şifa ve maneviyat dağıtmaktan öte zehir akıtmaya yani tarikatta  tahribat ın iyiden iyiye kendini göstermeye başladığını görüyoruz.      Osmanlı hanedanlarının en büyüklerinden biri o lan,çağ açıp çağ kapatan İstanbul fatihi deha Fatih Sultan Mehmet Han ,hocası olan ve bir kulun Peygamberlerden sonra İslam deryasında yükselebileceği en üst manevi mertebedeki zat olan Ak Şemsettin in dergahına katılıp müridi almak istediğinde. Hocası Ak Şemsettin kendisine ;”hünkarım siz tarikatımıza girer iseniz adalet ortadan kalkar ve devlet işleri aksar,devletin dili adalettir “deyip Fatihin bu isteğini geri çevirmiştir. O yıllarda Nakşi Bendi tarikatının lideri olan şeyh molla Abdullah Güraninin Osmanlı topraklarına gelmesine Fatih Sultan Mehmet izin vermemiş, Nakşilerin Anadolu ya gelişi ancak Fatihin vefatından sonra gerçekleşmiştir. Ne yazık ki Nakşi bendi şeyhi Bedrettin Simavi de Devletine isyan edenler halkasına katılmaktan geri kalmamıştır.        Düşününüz ki Fatih gibi bir deha dahi devletin istikbali için bu tarikatlardan uzak tutulmuş iken günümüz de ki tarikatlara baktığımızda içlerinde bir dünya siyaset adamı ,bürokrat ,bakan, iş adamlarının olduğunu görüyoruz. İçler acısı vahim bir durum. Devlet içindeki bazı kurumların bu tarikat mensuplarının eline geçtiği de ne yazık ki bir gerçektir. Gene yakın geçmişimiz de yaşanan Fettullah gurubuna tanınan imtiyazlar la ve gene devletin kurumlarının  bu oluşuma yani bu tarikata teslim edilmesi ve bunların siyasal ve ekonomik olarak güçlenip palazlandırılmasıyla yaşanan 15 Temmuz ayaklanması bir adı da darbe girişimi olan bu hadisenin yaşanmasıyla neticelenmiştir.          Peki bu olay neden yaşandı. Bundan ve tarihten hiç mi ders alınmadı da hala daha bu yapılar Devlet içinde cirit oynuyor. Bu tarikatların kerameti nedir, sormak lazım.? Kimdir bunlar?. Arkalarında kimler, hangi gizemli güçler var?. Aydın bilgili liyakatli vatan evlatlarına tanınmayan fırsatlar ve görevler maalesef bu tarikat yapısı içinde olan bilgisiz, yetersiz liyakat sız kadrolara ve kişilere verilmiş, Bunların önü açılıp etkili makamlara getirilmiş ve bu güzide kurumlar yavaş yavaş çökertilmiştir. Bu yapı içerisinde olmayan ve olmak istemeyen vatansever evlatlarımız gene bunlar tarafından birer birer çeşitli kumpas ve oyunlarla lav edilmiş ,acımasız bir biçimde de hayatlarına mal olacak bir eziyete tabi tutulmuşlardır. Kimi bulunduğu yerden ihraç edilmiş kimi kirli oyunlar,iftira ve kumpaslarla ceza evlerine atılmış hayatları karartılmıştır.Bazı Devlet kadroları boşaltılmış,yerlerine bu yapının piyonları ile doldurulmuştu. Kimin elinin kimin cebinde olduğu belli olmayan, at ve kurt izinin, it izine karıştırıldığı bir düzen.Devletin koca koca adamlarının bu cemaatin lideri Gülene sonsuz bağlılık ve sadak methiyelerine şahit olan bir toplum. Gene aynı şahsa sadakat ve bağlılık methiyelerini dizenlerin bu seferde rüzgâr tersine dönünce de küfürler ve hakaretler le vatan haini ettikleri hoca efendileri ki hain sözcüğü bu organizasyonun içinde en doğru sözdür…       Bu durumu toplumun hayretle izlediği akıl almaz bir döngüye de şahit olduk. Akıl tutulmasından başka bir şey değil. Daha sonrada biz yanıldık ”ey milletim bizi affedin” Devletin yanılma diye bir şansı yoktur.Bu olsa olsa kendim ettim kendim buldum şarkısıdır. Bu hadiseler ülkeyi ve insanımızı yıpratmış, ekonominin güçlenmesi ile ülke sıkıntılarıyla milli gelirin yükseltilmesiyle, etrafımızda ki düşmanlarımızla uğraşılacağı yerde iç kavgalara girilmiş,zaman kaybedilmiş,gelişmiş Dünya ülkeleriyle yarışılacağı yerde maalesef neyi üdüğü belli olmayan bir iç çatışmanın içine ülke itilmiş ve her yönden çok yıpratılmıştır. Bu ne yaman çelişki anne !.       Şimdi 15 Temmuz bir tarikat cemaat darbesi idiyse peki neden hala daha bu cemaatler ve tarikatlarla kol kolasınız ve bunlar denetimsiz bir şekilde varlığını sürdürmekteler?.Kamu oyu bu sorunun cevabını bekliyor.       Yeri gelmişken cennet mekan Anadolu dervişimiz olan ve bu kirlenmiş günümüzde dahi kendinden hala daha saygıyla söz ettiren mana aleminin piri Yunus EMRE nin şu sözlerini bir dinleyelim sonra yola devam eder, gideriz yolumuz uzun... Derviş dedikleri, hırkayla taç değil,  Gönlü derviş eyleyen , hırkaya muhtaç değil, İlim ilim bilmektir, İlim kendini bilmektir, Sen kendini bilmezsen, Bu nice okumaktır.         İşte Yunus'un ilme ve buradan da İslam aklına ve mantığına nasıl baktığının ve nasıl olması gerektiğini anlatan mükemmel  bir dörtlüğü. Evet kardeşim anlayana sivri sinek saz anlamayana davul zurna az. Buda benden olsun biraz.         Atatürk 1925 yılında artık bir çıban başı haline gelip her fırsatta dini kullanıp devletine isyan eden, devleti yıpratan bu yapıları çıkartılan kanunla tekke ve zaviyeleri kapatmış olmasına rağmen. Günümüzde ülkenin her yerinde mantar gibi tarikatlar yeşermektedir. Atatürk bunları neden kapattı ,Fatih bunların ülke topraklarına girmesini neden istemedi.Tarihte bu kontrolsüz yapıların devlete yaptıkları isyanlar ve ayaklanmalar, verdikleri zararlar göz önündeyken, hiç mi ders alınmadı.?.        Ya peki günümüzde durum nedir ?. Durum eskisinden de beter ne yazık ki . Ülkenin her bir yanında kontrolsüz ve kayıtsız bir şekilde kurulan tarikatlar cemaatler. Bunların yanında birde yan sanayi merdiven altı tarikatlar var ki evlere şenlik.        Peki bu tarikatların içinde hiç mi iyisi yok. Şüphesiz mutlaka var.Hepsine de  sözümüz yok. Gerçekten tek amaçları İslam’a  ve hakka, halka hizmet olan ibadetten başka bir şey düşünmeyen akıllı uslu tarikatlarda var elbet. Ancak istisnalar kaideyi bozmaz. Bir kere toplumun gözü önünde tarikatlara bağlı Kur’an kurslarında öğrenim gören küçücük erkek çocuklarına cinsel istismar eden sahte şeyhler mi dersin, yakın zamanda hala hafızalardaki o çirkin aşalık hadise olan altı yaşındaki kız çocuğuna gelinlik giydirilip, yirmi dokuz yaşındaki bir sapıkla anne babasının eliyle evlendirilmesi ve kendi elleriyle de o damat dedikleri sapığa çocuklarını götürmeleri hadisesi.Tarikat liderlerinin ve bunların çoğu sosyal medyada alem yaparken çekilmiş seks kasetlerinin topluma ifşa edilmesi ,Elinde cep telefonuyla zikir yöneten sahte şeyhin sahne arkası görüntüleri. İlim yayıyoruz diye şirketleşen işi ticarete döküp trilyonlar kazanan tarikat yurtları. Gene çırıl çıplak yatak alemlerin de kadınlarla basılan bazı tarikat liderleri.         Holding kadar zengin leşmiş tarikatların kamuoyundaki görüntüleri .Gene sosyal medyaya düşmüş tarikat içindeki neyi üdügü belli olmayan yakışıksız sözde ibadet şekillerinin ilginç anlamsız fügürleri. Cennete götürüyorum diye söyleyen bazı şeyhlerin uzattığı elindeki ipi müritlerin tutma halleri ve ipi tutup cennete gideceğim diyen müritlerin adeta yarışmaları, Allah akıl versin tarikata bakar mısınız, peygamber kızına dahi müjdelenmemiş cennete bunlar bir iple cenneti vaat edip adam gönderiyorlar..Hayırlı yolculuklar dileyelim.      Bazı tarikatlarda kendini hoca diye yutturmuş üfürükçülerin, çocuğu olmayan kadınları soyup, göbeklerine yazdıkları yazılar ve görüntüleri.Bazı tarikatlara bağlı vakıfların karıştığı akıl almaz yolsuzluklar. Bazı belediyelerden aldıkları karşılıksız bağış adı altında paralar. Sözde Şeyhe müritlerin kendilerini ve hanımlarını badeletme ve küçük çocukları bademleme olayları. Değerli okurlar bunlar saymakla bitmiyor, anlatmak la yazmak la da tükenmez ve sonu gelmez.      Bu kadar kirlilikten sonra ya bunların hiç mi iyi, temiz bir şeyleri yok derseniz, bende derim ki bir kere adın çıkmışsa dokuza inmez sekize. İstisnalar kaideyi de bozmaz. Elbette var hala daha çok çok kirlenmemiş kıyıda köşede kalmış küçük mütevazi tarikatlar da var onlara asla sözümüz olamaz .Kendince kontrollü akıllı uslu ibadetlerini yapan, ehil bilgili din adamları tarafından nesillerimize öz dinini öğretilmesi ve yaşatılması normal ve bir o kadarda faydalıdır .O zaman kimsenin bu temiz ve imanlı ihlaslı tarikatlara diyecek bir sözleri de olmaz,olamaz. Ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı diye kurulmuş resmi bir kurum var. Amacı din işlerini uygulamak ve düzenlemek kontrol etmek olan bu kurumun çok geniş imkân ve kadrosu varken, bu tarikatların bu kadar sanki Diyanet işlerinin muadili şeklinde faaliyet göstermesi ve her tarafta kontrolsüz bir şekilde yaygınlaşması da bir muammanın tezahürü değilimdir.      Din gibi hassas bir olgunun bu kadar herkesin istediği gibi kullana bileceği sahipsiz ve kontrolsüz bırakılması , kutsal değerlere saygısızlık değilmidir. Bu bazı tarikatlarda ki kirlenmişlikler gün yüzündeyken ve dinimize zarar verir hale gelmişken sormazlar mı Diyanet işleri ne iş yapıyorsun ,neredesin diye?.        Yetişen yeni nesillere inanç aşılarken karşılarında duran ve türlü kirli sahnelerle önlerine çıkan bu tarikatlara baktıkça,dinlerinden diyanetlerinden soğumazlar mı.Nasıl inançlı ve aydın nesiller yetiştirip bu ülkeyi onlara teslim edeceğiz. İşte sorun bu kadar derin ve hayati. Bir ülkeyi yıkmanın en kolay yolu o ülkenin fetlerinin inançlarını yok etmekten geçtiğini bilmiyorlar mı bu işin sorumluları. Öyle sanırım ki bunlar omuzlarındaki  görevin, memuriyet makamından çok kutsal bir emaneti muhafaza etmek taşımak, yaşatmak korumak  olduğunu biliyorlardır.      Tarikatlara baktığımız da bunların yetiştirdiği bir bilim adamı var mıdır, yada yaydığı bir ilim var mıdır.? Yetişen yeni nesle ve ülkeye örnek olabilecek bir icatları var mıdır peki .Peki bu kadar tarikat ve cemaat varken bu gün ülkede ki gençlerin bu kadar dini ahlak düzeylerinin zayıflığı, açık saçık giyinmelerinin ,yeni evlilerin dahi iki günden sonra boşanma hadiselerinin sebebi nedir. Dahası bu kadar manevi yozlaşmanın sebebi nedir. Bu kadar dinle haşır neşir olunan bir toplum da, bu kadar tarikat varken insanların her birinin birer ahlak abidesi olması gerekirken bu içinde bulunduğumuz ahval neyin nesidir . Hadi sorarım size ,verin cevabını ey tarikatlar.Yada kendi içlerinde bu kadar ahlak dışı hadiseler yaşanırken bu suskunluğunuz, tepkisizliğin sebebi nedir?. Buna bari cevap verin. Bunların dinle diyanetle tarikatın özüyle İslam la ne alakası var.Peki din Allah la kul arasında bir sır iken ,Yaradanın kapısı her kuluna sonuna kadar açık iken ve Yüce Kur anımızın ayet ve hadisleri ,ilmi rehberliği varken. İlla Yaradan’a ulaşmakta bir aracının bulunması ve ferdin tarikatta olması mı gerekiyor. Tarikat şeyhi kendini kurtarmış mı ki müritlerini de kurtarıp cennet ‘e yollama gücüne ve yetkisine sahip oluyor. Bu yetkiyi nereden almış. Peygamber efendimize dahi böyle bir yetki verilmemiştir.Peygamberimizin çocuklarının bile cennete girecekleri ,kurtuluşa erecekleri belli değildi. Ancak bunları söylerken her mensubun bu gaflet içerisinde olmadığını da hatırlatmak isterim .Onlar kendilerini bilir. Toplum da onları iyi tanıyor. Şimdi derler ki bizim böyle bir kurtuluş reçetemiz yok. Hayır kardeşim hayır artık tuz kokmuştur, yayılan intiba bu yöndedir toplum artık sizleri bu şekilde tanımaktadır,bu intibayı sizler yarattınız ben değil.       Hemen burada Kuranı Kerimden bir ayetle konuyu pekiştirelim.      Rum suresi Ayet 31-32 “Bütün gönlünüzle O’na yönelin. O’na saygısızlıktan sakının ,namazınızı kılın ve şirke saplananlardan , dinlerini parçalayıp her bir gurubun kendi kendini beğendiği fırkalara ayrılanlardan olmayın”      Buyurun yüce kitabın bu konudaki emirleri ve telkinleri. Başka bir söze gerek var mı.Demek ki Kuranı Kerimin bu konudaki emirlerine rağmen bölük bölük ,ayrı ayrı tarikatlar kurulmuştur. Her bir kol kendince İslam’ı yorumlayıp ayrı bir ibadet ve yol çizerek faaliyet gösteriyor. Parçalanmış farklı yorumlarda bir İslam anlayışı. Fakat ortaya herkesin kabulleneceği leziz ve yakınlaştırıcı İslam toplumunu etrafında toplayacak ulvi ve manevi,tadında bir ürün konulmadığı gibi. Aksine uzaklaştırıcı ve sorgulayıcı,soğutucu bir din sunumu ortaya konmaktadır.Halkımızın en hassas ve zayıf yeri dini değerleridir. Buradan çok kolay kanar ve inandırılır.  Bazı din tüccarları ve istismarcıları da bunu bildiklerinden hep buradan girerler bünyeye ve çürütmeye başlarlar. Bu oluşuma giren kişi kolay kolay uyanmaz ve gurup psikolojisiyle hareket edildiğinden doğrunun yanında da yanlışa itaat eder. Sorgulama olayı bitmiş itaat hipnozu başlamıştır ve ne yazıktır ki tüm bu yanlışları doğru bilerek, dinin gereğini yerine getirdiğini zan eder. Hal bu ki İslam yolu birdir ve tektir. Bu kadar kafa karışıklığı varken, yeni yetişen fertler doğrusunu nasıl bulacak veya bunların içinden doğrusu var mıdır?         Gelelim sadede….!      Sonuç, Ülkede şu an fertlerin içinde bulunduğu kirletilen inançlar ve dini değerlerine karşı olan tahribatlar yüzün den, yeni yetişen fertlerde dinin den soğumalar, şehvet düşkünlüğü, maddesellik para ve özgür yaşama, sözde bu bazı din tacirlerine bakarak gerçek âlimlerden dahi nefret etme uzaklaşmlar, İslam dininden kaçış. Sakallı ihtiyar büyüklere dahi şüpheli bakışlar, saygı duymama. Ateist ve deist eğilimin giderek Ülke de yaygınlaşması. Milli ve manevi değerlerden kopuş, batı hayranlığı ve onların bu ekonomik ve sözde adil medeni gelişmişliğine bakarak Hıristiyan dinlerine ve kültürlerine sempati duyma ,bana necilik ,maneviyat eksikliğiyle mücadele ruhundan uzaklaşmalar ve tüm bunların gölgesinde içi boş bir nesille gelecek çöküş..eyvah ,eyvah..! Tarikatta Tahribat.        Değerli okurlarım..Yurttaşlarım ,anneler, babalar, bacılar canlar, yetişen gençler, öğretmenler,dindarlar, ülkeyi yöneten bürokratlar, zatı muhteremler.!Diyanet işleri ve Türkiye..Başınızı elinizih arasına allın ve ne olur bir düşünün .Ya nesiller gidiyor ,nesiller.Aklınızı başınıza alın.Bu günler bakın bir daha geri gelmez.        Şimdi bu yazıyı okuyan tarikat ve cemaat mensuplarından bazıları bana hak verecek, işine gelmeyende karşı taarruza geçecektir. Din elden gidiyor, dinimize hakaret ediyor diyecektir.Ne alaka ne alaka, geçin bunları .Anlayan aydınlarımızda olacaktır ve buradan hareketle değerlerine,çocuklarına  dolayısıyla ülkesine daha bir sıkı sahip çıkacaktır.         Gelecek neslin ne kadar büyük bir tehlike altında olduğunu kendi geleceklerinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıldığını. Bunun da sistemli bir şekilde yapıldığını da bilmeyen ve göremeyenler vardır elbet.. Bu bazı tarikatlarda yapılan yanlışlıkların bizim manevi değerlerimize,dinimize yaptığı tahribat akıl almaz büyüklüktedir. İzinsiz bir üzüm tanesine dahi el sürmeyen bir nesil den,o edepli dervişlerden geldiğimiz noktada memleket meselelerine duyarsız ,sorgulamayan, araştırmayan uyuşuk ilkesiz, bana neci, dinden maneviyattan uzak bir nesil e. İşte başta dinde ve maneviyatta yaptığınız tahribatlarla ülkeyi getirdiğiniz nokta.Bunun en büyük zararını çeken hedef kesim yeni yetişen nesil ve çocuklardır.      Çünkü ülkenin geleceği onlardadır. Bu kale zapt edilirse içten yıkım ve fetih çok kolay olacaktır.Tehlike büyük ve tedbir alınmazsa ne yazık ki ülkenin geleceği zifiri karanlığı doğru hızla gidiyor. İşte bilinç siz,gelişi güzel bazı tarikatlar ve tahribatları. Şimdi soruyorum ülkem insanı,eğer dinini diyanetini ve ülkeni seviyorsan bir dur ve düşün sorgula bu güzide dinin ve ülkenin hepimizin olduğunu. Sana Kuran ve peygamberin yeter.. Allah‘ın kapısı her an her yerde mekansız,aracısız sana açık ,sen yeterki geliyorum, geldim de, unutmayasın sakın ha. Saygılarımla.
Ekleme Tarihi: 30 Ocak 2023 - Pazartesi

Yollarını Şaşıran Tarikatler!

     Biz bu yazımızda beraber şöyle bir tarihe uzanacağız,oradan tarikatlara ve oluşumuna bakıp inceledikten sonra,günümüze dönüp tarikatların geldikleri son durumu görecegiz .Bilgi dolu ve zevkle okuyacağınız bir sunum bulacaksınız .Hadi yola koyulalım. 

Anlamı nedir bu tarikatların? Önce bunu bir bilelim ki sonra işin içine girelim. Öyle ya adresini, koordinatlarını bilmediğimiz bir âlemi nereden bulabiliriz.?

     Tarikat, basit kelime anlamıyla “Allaha ulaşma yolu veya yol ”anlamına geliyor. Bu kelime anlamı, ancak işin içine girince hiç de öyle basit olmadığını göreceksiniz. Demek ki Allah’a ulaşmanın yolu ya da yollarından bir tanesi tarikat veya tarikatlardan geçiyor imiş.
        Ben bu yazıyı kaleme alacağım zaman çok düşündüm, Acaba dindar ve inançlarına ki ne kolda olursa olsun sorgulamadan önyargıyla olaylara iğne deliğinden bakan, bir kesimin tepkisini çeker miyim, yüzlerini ekşiliğini veya tebessüm mü görürüm, sevilir miyim? kırar mıyım? yâda zülfü yâre dokunur üzer miyim?
         Ya da eksisi artısıyla, hatası doğrusuyla, günahı sevabıyla tarikatı şöyle objektif olarak sofraya koyar pişip pişmediğine, tuzuna, yağına bakar beraber bir şeyleri pişirir miyiz? Yahut, oturup bu olmuş kıvamında ve kararında der afiyetle yer, vitrine koyar mıyız?

    Öyle ya o vitrin ki; İslam ve inanç, tüm dünyanın seyrettiği en kutsal değer vitrini. Yâ da bir şeyleri beraber düzeltir miyiz? Ortak bir yer sofrasında oturur besmeleyle bağdaş kurup bir parça azığı böler, paylaşır mıyız? diye. Ya da bu kapı bana kapalı dır, yahut misafir kabul etmiyordur. Belki de kuyumcu pazarında aradığımız o nadide altın aslında semt pazarında mı ?. O zaman madem bende beş vakit namazını kılan, kendince mutaassıp, inanca, iman ve ihlasa aç bir İslam ferdi olarak camii atmosferinin o resmi havasından sıyrılıp, birazda Allah'a ulaşma yolu olan bu tarikatların sofrasına neden dahlim olmasın ki. Belki dini en has ve koyu bir şekilde kana kana yaşamanın sırrı buralardadır kim bilir ?.
         Ülkemizde yaklaşık olarak yirminin üzerinde kökleşmiş ana tarikat ve bunlara bağlı irili ufaklı küçük kol tarikatlar var. Bu tarikatların her birinin ayrı bir ismi, giysisi, binası, şeyhi, şeyhe bağlı müridi ve ibadet tarzı vardır. Mevcut var olan tarikatların isimlerini burada vermeyeceğim.. Bu tarikat isimleri uzayıp gidiyor. Bu tarikatlar biri küçük cemaati olan, bir diğeri o cemaatin bir kolu, bir diğeri de küçük boyutta müritlere sahip, biri zengin tarikat, birisi orta düzeyde zengin ama zengin ve varlıklı olmayanı da hani maşallah! bulunmayan tarikatlar. .Malum birini verirsek öbürü küser veya diğerinin reklamını yapmış olur ki işimiz bu değil. Yani reklam yapmak değil.
       Bizim işimiz bu tarikatlara bakmak,faydasını,zararını incelemek, yorumlamak, süzmek, yapısını anlamak .Bizi Allaha ulaşmaya götüren bu yolu keşfetmek ve yeterli rüzğarı bulunca da gönül yelkenini bu yolda belki açmak. Kardeşim sorarım size, içinizde kul olarak kim cennete gitmek istemez ki. Böyle bir fırsatı sana vaat eden şuan günümüzde başka kim ,kimler olabilir ki? Bulunmaz fırsat eee bizde böyle ballı fırsatları hiç sevmeyiz ya .! Hemen işe koyuldum ve başladım fellik fellik aramaya. 
     Hadi gelin birlikte arayalım ,yoksa siz ipi tutup cennete gitmek istemiyor musunuz ?.
     Ülkemizde 81 il var, ilçeleri de dâhil edersek yaklaşık olarak bu alt yapılı yaşam alanları iki bin üç bin rakamlarına kadar çıkıyor. Yani baktığımızda bu tarikatların ülkemizde olmadığı ili, ilçesi yok gibi.. Hatta bazı illerde bu tarikatların nerdeyse tamamına yakının bir binası ve kurulumu, kolu var. Bir de bunlara o ildeki ilçelerdeki diyanete bağlı camileri, kuran kurslarını da katarsak bu ibadet hane zinciri nerdeyse milyonları buluyor, kilometrelerce uzuyor da uzuyor, sayıları bilinmiyor.Ya bu ne zenginlik maşallah!  Süphan Allah. Birde diyorlar ki ülkede dini eğitim yetersiz. Kim demiş ise halt etmiş! . Pekiiiii bu kadar ibadet hane ne kardeşim?.   Servet,servet.!
      Gelin önce bu tarikat olayının genel anlamda tarihçesine bakalım. 
       Tarikatların İslam tarihi sahnesine çıkma hadisesi peygamber efendimiz den sonra başlıyor. Yani İslam’ın doğuşuyla değil veya peygamber efendimizin varlığıyla, yaşadığı yıllarda oluşmuş sünnete dair bir yapı değil.Kuran da da yer verilmiyor.Aksine tamamen İslam’ın doğuşundan ve yaygınlaşmasından asırlar sonra yavaş yavaş var olmaya ve oluşmaya başlayan,ilk zamanlarda bir tasavvufi dini ibadet tarzından, değişimle tarikatlaşmaya doğru giden bir süreç içerisinde varlıklarını göstermeye başlamışlardır. Türklerin İslam’ı kabul etmesi ve Orta Asya da başlayan Moğol istilasından sonra Anadolu ya yayılan Türk boyları arasında itibarlı din alimlerinin yani dervişlerinin o zamanki tasavvufi yapıdaki dini söylemleri ,dağınık haldeki aşiret ve boyları bir arada tutmaya, acımasız ve yayılmacı Moğol istilasına ve haçlı ordularına karşı bir olma ve varlığını sürdüre bilmek için birleştirici, hayati ehil bir eldi.. Dervişler zamanın İslam birliğinin ve yayılmasının yegane misyonerleri idi.Türkleri bir arada tutan dağınık çadır aşiretlerinden güçlü bir devlet haline gelmelerinde üstün İslam inanç ve kültürünü ve ahlakını fertlere aşılayan ve yayan, kendilerini tamamen mana alemi ne ve İslam dinine adamış kişiler. Madde den arınmış mana alemin de yüzen, sırtlarında sadece bohça ve bir parça ekmekleriyle diyar diyar dolaşıp İslam tebliğini yayan. Cihat ve İslam misyonu nu kendilerine görev edinmiş, yersiz yurtsuz has canlar..
        Şimdiki gibi öyle şan şöhret para pul ğavura kızıp Mercedes e binmek servetine servet katıp, villalarda oturup, yatlarda gezen.Holdingleri olan bankalarda ki ğavur parası dolarlarının hesabı bilinmeyen değil. Halka Peygamberimiz bir hurmayla orucunu açardı deyip,uç suz bucaksız ziyafet sofralarında boy gösterip yiyen içen israf eden ve ülkesindeki nice aç ve yoksul bir parça ekmek bulamayan yetimleri düşünmeyen zatlardan da değil. Değiller uzar da uzar değerli okurlar..
       Ancak aksine dervişler yani zamanın Anadolu Evliyaları her gittikleri diyarda halkı etrafına toplamayı ve güven uyandırmayı başarmışlardır. Öyle ya asırlar önce doğmuş İslam dini, geçen onca süre zarfında hiçbir teknolojik imkanın olmadığı bir ortamda nasıl bu kadar yayılmış ve sıcaklığını ilk gün ki gibi korumuştu. İşte bu kutsal oluşumun varlığını sürdürmesinin yegane mimarları işte bu dervişler, yani mana alemin de yüzen, İslam dininde bir kulun Peygamberden sonra gelebileceği en üst mertebeye kadar yükselen Anadolu Evliyalarının sayesindedir. Çünkü onlar üstün manevi vasıflarının yanında halktan biriydiler.Paraya pula tamah etmeyen dillerin den döküleni önce kendileri yapan ve uygulayan sözlerinin piri sonrada halktan isteyen.Gittikleri yerlerde halktan alan değil veren eller. Yüzlerinde nur gönüllerinde, derya gibi iman, dillerinde inci gibi servet olan Allah kelamı ve selamı vardı.Bu Türk boyları karşılarında bu kadar edepli ve İslam bilgisiyle donanmış alimleri görünce de İslam dinine daha da fazla sarılmışlar ve o yörelerde henüz Müslüman olmayan küçük kabileler akın akın Müslümanlığa dahi geçmişlerdir. 
        Böylece Türkleri dağılmadan bir ve diri olarak manevi değerlerini yitirmeden İslam sancağı altında birleşip dağılmadan ve kopmadan, ilerde kurulacak olan Anadolu Selçuklu devletine ve Osmanlıya kadar, öz İslam ahlakıyla taşımayı başarmışlardır. Bu bir birinden kıymetli cennet mekan, isimleri bilinen değerlerimiz den bir kaçının ismini anacak olursak ta. Hacı Bektaşi VELİ, Yunus EMRE, Ahi EVRAN. Ahmet YESEVİ ve Hz. Mevlana dır deriz.
       Ancak bu güzide dervişlik müessesinin yerini zamanla tarikatlar alacak ve yavaş yavaş ta bozulmalar başlayacaktır.
       Sevgili okurlar, canlar..
       Devlet yapısının tarikatlarla Selçuklularla birlikte tanışmaya başladığını görüyoruz. Selçuklu hükümdarları bu din âlimlerine ve dervişlerine o güne kadar İslam dinine ve İslam toplumuna, Türk a lemi ne dolayısıyla devlete yapmış oldukları karşılıksız üstün hizmetlerinden dolayı büyük saygı ve hürmet göstermiş ve fetih edilen uç beylik topraklarında kendilerine din eğitimi vermeleri ve yerleşik köklü barınma, ilim yaymak amacıyla tekkeler inşa ettirmişlerdir. 
       Buralarda zamanın Diyanet İşlerinin görevini üstlenen tek gayeleri din eğitimi ve tasavvuf  felsefesi olan ve hiç bir maddi karşılık beklemeyen bu derviş ve seçkin âlimler, uzun yıllar birçok talebe yetiştirmişler ve bu donanımlı din adamları sayesinde öz İslam ahlakını, peygamber sünnetini yaymışlar ve İslam sancağını dalgalandırmışlardı. Tabiatıyla bu üstün İslam ahlakı ve edebiyle yetişen fertlerden manen güçlü karakterli komutanlar ve devlet adamları yetişmiş ve geleceğe hükmedip tarih yazmışlardır. Öyle ki sefere giden ordumuzun askerleri geçtikleri yerler de,ki diğer ırkların askerleri geçtikleri yerleri talan edip ezip geçerken, bizim askerimiz , üzüm bağlarından kopardıkları salkımların yerine bezlere sarılı paralar bırakacak kadar ince ve bir üzüm tanesinin ve kul hakkının hesabının sorulacağının da bilgisine ve ulviyetine,edebine sahip ve donanımlıydılar. İşte böyle üstün inanca ,ahlak ve edebe sahip bir ordu nasıl zaferler kazanmaz böyle bir millet nasıl muzaffer olmazdı. Düşünsenize Dünyada en önemli varlığın nedir deseler hiç şüphesiz canım deriz. Canımızı tonlarca altın verseler verebilir miyiz ?. Şüphesiz cevap hayır olurdu. 
      Ancak İslam dininde iman odağının ortasında parıldayan şehit olma inancı, insanları hiç düşünmeden vatan  uğruna ,Allah adına müjdelenen cennete ulaşmak için canını ortaya koyuyor ve adeta şehit olmak için yarışıyorlar. İşte bu olguyu İslam kültürüne yayan bilinçlere motif motif işleyip kazıyan bu gerçek din alimlerinin yorumladığı ve sundukları inanç ve kendi üstün güvenilir şahsiyetleri,edepleri sayesindedir. Bu imanladır ki Türkler asırlar boyunca kendi içindeki çeşitli dinlere mensup insanlarla kardeşçe ve adaletle var olmuş, onların dahi güven ve hayranlığını kazanarak ayakta kalmış,zaferden zafere koşmuş,İslam sancağını binlerce yıl şeref ve onurla dalgalandırmışlardır.
      Şuraya bir bakar mısınız?.
      Kıtalara hükmeden ve katrilyonlarca servet değerindeki hazinesinden tek kuruş dahi kendi hesabına kullanmayı haram ve ihanet sayan, bu zenginlik içinde olan vatanda öldükten sonra bıraktığı miras ,bir at ,kılıç ve atının eyeri olan komutanlar ve hükümdarlar .
     Şimdi buradan birde gümümüze gelin ve bir bakın.!  Ne gördünüz.? Yorum sizin..
     Evet ne yazık ki, gelişen ve gittikçe maddeleşen mananın yerini maniye bıraktığı zaman tüneline girilmeye başladığında. İşte bu dervişlik müessesinin de yavaş yavaş özü bozulmaya ve yozlaşmaya başlamıştır. Öyle ki kendisine kucak açan Selçuklu devletine dahi 1239 yılında Babai isyanıyla baba İlyas lakaplı bir tarikat lideri tahtı devirmek amacıyla kendisine bağlı müritleriyle ilk isyanı başlatmıştır.Böylece ilk ihanetin fitili ateşlenmiş yani tarikatta  tahribat başlamıştır.Osmanlıya gelindiğinde ise şeyh Bedrettin isyanıyla devletin varlığının yok edilmeye çalışıldığını daha sonra da şeyh Ahmet isyanında da devrin Osmanlı padişahı Abdülmecit’e karşı, Abdülmecit hanın öldürülmesi ve tahtan devrilmesi için suikast tertiplendiğini ancak bunda başarısız olunduğunu görüyoruz. Yakın tarihimizde de Devletine karşı başarısız Şeyh Sait isyanını görüyoruz. Ki o yıllarda yeni kurulan ve zayıf Cumhuriyetin bunlarla uğraşmaktan ne kadar yıprandığı da bir acı gerçektir. Artık bu tarikatlar gün be gün bozulup ilim yuvası olmaktan çıkıp isyan yuvasına dönüşmeye,devlet içinde devlet olmaya, şifa ve maneviyat dağıtmaktan öte zehir akıtmaya yani tarikatta  tahribat ın iyiden iyiye kendini göstermeye başladığını görüyoruz.
     Osmanlı hanedanlarının en büyüklerinden biri o lan,çağ açıp çağ kapatan İstanbul fatihi deha Fatih Sultan Mehmet Han ,hocası olan ve bir kulun Peygamberlerden sonra İslam deryasında yükselebileceği en üst manevi mertebedeki zat olan Ak Şemsettin in dergahına katılıp müridi almak istediğinde. Hocası Ak Şemsettin kendisine ;”hünkarım siz tarikatımıza girer iseniz adalet ortadan kalkar ve devlet işleri aksar,devletin dili adalettir “deyip Fatihin bu isteğini geri çevirmiştir. O yıllarda Nakşi Bendi tarikatının lideri olan şeyh molla Abdullah Güraninin Osmanlı topraklarına gelmesine Fatih Sultan Mehmet izin vermemiş, Nakşilerin Anadolu ya gelişi ancak Fatihin vefatından sonra gerçekleşmiştir. Ne yazık ki Nakşi bendi şeyhi Bedrettin Simavi de Devletine isyan edenler halkasına katılmaktan geri kalmamıştır.
       Düşününüz ki Fatih gibi bir deha dahi devletin istikbali için bu tarikatlardan uzak tutulmuş iken günümüz de ki tarikatlara baktığımızda içlerinde bir dünya siyaset adamı ,bürokrat ,bakan, iş adamlarının olduğunu görüyoruz. İçler acısı vahim bir durum. Devlet içindeki bazı kurumların bu tarikat mensuplarının eline geçtiği de ne yazık ki bir gerçektir. Gene yakın geçmişimiz de yaşanan Fettullah gurubuna tanınan imtiyazlar la ve gene devletin kurumlarının  bu oluşuma yani bu tarikata teslim edilmesi ve bunların siyasal ve ekonomik olarak güçlenip palazlandırılmasıyla yaşanan 15 Temmuz ayaklanması bir adı da darbe girişimi olan bu hadisenin yaşanmasıyla neticelenmiştir.
         Peki bu olay neden yaşandı. Bundan ve tarihten hiç mi ders alınmadı da hala daha bu yapılar Devlet içinde cirit oynuyor. Bu tarikatların kerameti nedir, sormak lazım.? Kimdir bunlar?. Arkalarında kimler, hangi gizemli güçler var?. Aydın bilgili liyakatli vatan evlatlarına tanınmayan fırsatlar ve görevler maalesef bu tarikat yapısı içinde olan bilgisiz, yetersiz liyakat sız kadrolara ve kişilere verilmiş, Bunların önü açılıp etkili makamlara getirilmiş ve bu güzide kurumlar yavaş yavaş çökertilmiştir. Bu yapı içerisinde olmayan ve olmak istemeyen vatansever evlatlarımız gene bunlar tarafından birer birer çeşitli kumpas ve oyunlarla lav edilmiş ,acımasız bir biçimde de hayatlarına mal olacak bir eziyete tabi tutulmuşlardır. Kimi bulunduğu yerden ihraç edilmiş kimi kirli oyunlar,iftira ve kumpaslarla ceza evlerine atılmış hayatları karartılmıştır.Bazı Devlet kadroları boşaltılmış,yerlerine bu yapının piyonları ile doldurulmuştu. Kimin elinin kimin cebinde olduğu belli olmayan, at ve kurt izinin, it izine karıştırıldığı bir düzen.Devletin koca koca adamlarının bu cemaatin lideri Gülene sonsuz bağlılık ve sadak methiyelerine şahit olan bir toplum. Gene aynı şahsa sadakat ve bağlılık methiyelerini dizenlerin bu seferde rüzgâr tersine dönünce de küfürler ve hakaretler le vatan haini ettikleri hoca efendileri ki hain sözcüğü bu organizasyonun içinde en doğru sözdür…
      Bu durumu toplumun hayretle izlediği akıl almaz bir döngüye de şahit olduk. Akıl tutulmasından başka bir şey değil. Daha sonrada biz yanıldık ”ey milletim bizi affedin” Devletin yanılma diye bir şansı yoktur.Bu olsa olsa kendim ettim kendim buldum şarkısıdır. Bu hadiseler ülkeyi ve insanımızı yıpratmış, ekonominin güçlenmesi ile ülke sıkıntılarıyla milli gelirin yükseltilmesiyle, etrafımızda ki düşmanlarımızla uğraşılacağı yerde iç kavgalara girilmiş,zaman kaybedilmiş,gelişmiş Dünya ülkeleriyle yarışılacağı yerde maalesef neyi üdüğü belli olmayan bir iç çatışmanın içine ülke itilmiş ve her yönden çok yıpratılmıştır. Bu ne yaman çelişki anne !.
      Şimdi 15 Temmuz bir tarikat cemaat darbesi idiyse peki neden hala daha bu cemaatler ve tarikatlarla kol kolasınız ve bunlar denetimsiz bir şekilde varlığını sürdürmekteler?.Kamu oyu bu sorunun cevabını bekliyor.
      Yeri gelmişken cennet mekan Anadolu dervişimiz olan ve bu kirlenmiş günümüzde dahi kendinden hala daha saygıyla söz ettiren mana aleminin piri Yunus EMRE nin şu sözlerini bir dinleyelim sonra yola devam eder, gideriz yolumuz uzun...
Derviş dedikleri, hırkayla taç değil, 
Gönlü derviş eyleyen , hırkaya muhtaç değil,
İlim ilim bilmektir,
İlim kendini bilmektir,
Sen kendini bilmezsen,
Bu nice okumaktır.

        İşte Yunus'un ilme ve buradan da İslam aklına ve mantığına nasıl baktığının ve nasıl olması gerektiğini anlatan mükemmel  bir dörtlüğü. Evet kardeşim anlayana sivri sinek saz anlamayana davul zurna az. Buda benden olsun biraz.
        Atatürk 1925 yılında artık bir çıban başı haline gelip her fırsatta dini kullanıp devletine isyan eden, devleti yıpratan bu yapıları çıkartılan kanunla tekke ve zaviyeleri kapatmış olmasına rağmen. Günümüzde ülkenin her yerinde mantar gibi tarikatlar yeşermektedir. Atatürk bunları neden kapattı ,Fatih bunların ülke topraklarına girmesini neden istemedi.Tarihte bu kontrolsüz yapıların devlete yaptıkları isyanlar ve ayaklanmalar, verdikleri zararlar göz önündeyken, hiç mi ders alınmadı.?. 
      Ya peki günümüzde durum nedir ?. Durum eskisinden de beter ne yazık ki . Ülkenin her bir yanında kontrolsüz ve kayıtsız bir şekilde kurulan tarikatlar cemaatler. Bunların yanında birde yan sanayi merdiven altı tarikatlar var ki evlere şenlik. 
      Peki bu tarikatların içinde hiç mi iyisi yok. Şüphesiz mutlaka var.Hepsine de  sözümüz yok. Gerçekten tek amaçları İslam’a  ve hakka, halka hizmet olan ibadetten başka bir şey düşünmeyen akıllı uslu tarikatlarda var elbet. Ancak istisnalar kaideyi bozmaz. Bir kere toplumun gözü önünde tarikatlara bağlı Kur’an kurslarında öğrenim gören küçücük erkek çocuklarına cinsel istismar eden sahte şeyhler mi dersin, yakın zamanda hala hafızalardaki o çirkin aşalık hadise olan altı yaşındaki kız çocuğuna gelinlik giydirilip, yirmi dokuz yaşındaki bir sapıkla anne babasının eliyle evlendirilmesi ve kendi elleriyle de o damat dedikleri sapığa çocuklarını götürmeleri hadisesi.Tarikat liderlerinin ve bunların çoğu sosyal medyada alem yaparken çekilmiş seks kasetlerinin topluma ifşa edilmesi ,Elinde cep telefonuyla zikir yöneten sahte şeyhin sahne arkası görüntüleri. İlim yayıyoruz diye şirketleşen işi ticarete döküp trilyonlar kazanan tarikat yurtları. Gene çırıl çıplak yatak alemlerin de kadınlarla basılan bazı tarikat liderleri.
        Holding kadar zengin leşmiş tarikatların kamuoyundaki görüntüleri .Gene sosyal medyaya düşmüş tarikat içindeki neyi üdügü belli olmayan yakışıksız sözde ibadet şekillerinin ilginç anlamsız fügürleri. Cennete götürüyorum diye söyleyen bazı şeyhlerin uzattığı elindeki ipi müritlerin tutma halleri ve ipi tutup cennete gideceğim diyen müritlerin adeta yarışmaları, Allah akıl versin tarikata bakar mısınız, peygamber kızına dahi müjdelenmemiş cennete bunlar bir iple cenneti vaat edip adam gönderiyorlar..Hayırlı yolculuklar dileyelim. 
    Bazı tarikatlarda kendini hoca diye yutturmuş üfürükçülerin, çocuğu olmayan kadınları soyup, göbeklerine yazdıkları yazılar ve görüntüleri.Bazı tarikatlara bağlı vakıfların karıştığı akıl almaz yolsuzluklar. Bazı belediyelerden aldıkları karşılıksız bağış adı altında paralar. Sözde Şeyhe müritlerin kendilerini ve hanımlarını badeletme ve küçük çocukları bademleme olayları. Değerli okurlar bunlar saymakla bitmiyor, anlatmak la yazmak la da tükenmez ve sonu gelmez.

     Bu kadar kirlilikten sonra ya bunların hiç mi iyi, temiz bir şeyleri yok derseniz, bende derim ki bir kere adın çıkmışsa dokuza inmez sekize. İstisnalar kaideyi de bozmaz. Elbette var hala daha çok çok kirlenmemiş kıyıda köşede kalmış küçük mütevazi tarikatlar da var onlara asla sözümüz olamaz .Kendince kontrollü akıllı uslu ibadetlerini yapan, ehil bilgili din adamları tarafından nesillerimize öz dinini öğretilmesi ve yaşatılması normal ve bir o kadarda faydalıdır .O zaman kimsenin bu temiz ve imanlı ihlaslı tarikatlara diyecek bir sözleri de olmaz,olamaz. Ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı diye kurulmuş resmi bir kurum var. Amacı din işlerini uygulamak ve düzenlemek kontrol etmek olan bu kurumun çok geniş imkân ve kadrosu varken, bu tarikatların bu kadar sanki Diyanet işlerinin muadili şeklinde faaliyet göstermesi ve her tarafta kontrolsüz bir şekilde yaygınlaşması da bir muammanın tezahürü değilimdir.
     Din gibi hassas bir olgunun bu kadar herkesin istediği gibi kullana bileceği sahipsiz ve kontrolsüz bırakılması , kutsal değerlere saygısızlık değilmidir. Bu bazı tarikatlarda ki kirlenmişlikler gün yüzündeyken ve dinimize zarar verir hale gelmişken sormazlar mı Diyanet işleri ne iş yapıyorsun ,neredesin diye?.
       Yetişen yeni nesillere inanç aşılarken karşılarında duran ve türlü kirli sahnelerle önlerine çıkan bu tarikatlara baktıkça,dinlerinden diyanetlerinden soğumazlar mı.Nasıl inançlı ve aydın nesiller yetiştirip bu ülkeyi onlara teslim edeceğiz. İşte sorun bu kadar derin ve hayati. Bir ülkeyi yıkmanın en kolay yolu o ülkenin fetlerinin inançlarını yok etmekten geçtiğini bilmiyorlar mı bu işin sorumluları. Öyle sanırım ki bunlar omuzlarındaki  görevin, memuriyet makamından çok kutsal bir emaneti muhafaza etmek taşımak, yaşatmak korumak  olduğunu biliyorlardır.
     Tarikatlara baktığımız da bunların yetiştirdiği bir bilim adamı var mıdır, yada yaydığı bir ilim var mıdır.? Yetişen yeni nesle ve ülkeye örnek olabilecek bir icatları var mıdır peki .Peki bu kadar tarikat ve cemaat varken bu gün ülkede ki gençlerin bu kadar dini ahlak düzeylerinin zayıflığı, açık saçık giyinmelerinin ,yeni evlilerin dahi iki günden sonra boşanma hadiselerinin sebebi nedir. Dahası bu kadar manevi yozlaşmanın sebebi nedir. Bu kadar dinle haşır neşir olunan bir toplum da, bu kadar tarikat varken insanların her birinin birer ahlak abidesi olması gerekirken bu içinde bulunduğumuz ahval neyin nesidir . Hadi sorarım size ,verin cevabını ey tarikatlar.Yada kendi içlerinde bu kadar ahlak dışı hadiseler yaşanırken bu suskunluğunuz, tepkisizliğin sebebi nedir?. Buna bari cevap verin. Bunların dinle diyanetle tarikatın özüyle İslam la ne alakası var.Peki din Allah la kul arasında bir sır iken ,Yaradanın kapısı her kuluna sonuna kadar açık iken ve Yüce Kur anımızın ayet ve hadisleri ,ilmi rehberliği varken. İlla Yaradan’a ulaşmakta bir aracının bulunması ve ferdin tarikatta olması mı gerekiyor. Tarikat şeyhi kendini kurtarmış mı ki müritlerini de kurtarıp cennet ‘e yollama gücüne ve yetkisine sahip oluyor. Bu yetkiyi nereden almış. Peygamber efendimize dahi böyle bir yetki verilmemiştir.Peygamberimizin çocuklarının bile cennete girecekleri ,kurtuluşa erecekleri belli değildi. Ancak bunları söylerken her mensubun bu gaflet içerisinde olmadığını da hatırlatmak isterim .Onlar kendilerini bilir. Toplum da onları iyi tanıyor. Şimdi derler ki bizim böyle bir kurtuluş reçetemiz yok. Hayır kardeşim hayır artık tuz kokmuştur, yayılan intiba bu yöndedir toplum artık sizleri bu şekilde tanımaktadır,bu intibayı sizler yarattınız ben değil.
      Hemen burada Kuranı Kerimden bir ayetle konuyu pekiştirelim.
     Rum suresi Ayet 31-32 “Bütün gönlünüzle O’na yönelin. O’na saygısızlıktan sakının ,namazınızı kılın ve şirke saplananlardan , dinlerini parçalayıp her bir gurubun kendi kendini beğendiği fırkalara ayrılanlardan olmayın”
     
Buyurun yüce kitabın bu konudaki emirleri ve telkinleri. Başka bir söze gerek var mı.Demek ki Kuranı Kerimin bu konudaki emirlerine rağmen bölük bölük ,ayrı ayrı tarikatlar kurulmuştur. Her bir kol kendince İslam’ı yorumlayıp ayrı bir ibadet ve yol çizerek faaliyet gösteriyor. Parçalanmış farklı yorumlarda bir İslam anlayışı. Fakat ortaya herkesin kabulleneceği leziz ve yakınlaştırıcı İslam toplumunu etrafında toplayacak ulvi ve manevi,tadında bir ürün konulmadığı gibi. Aksine uzaklaştırıcı ve sorgulayıcı,soğutucu bir din sunumu ortaya konmaktadır.Halkımızın en hassas ve zayıf yeri dini değerleridir. Buradan çok kolay kanar ve inandırılır. 

Bazı din tüccarları ve istismarcıları da bunu bildiklerinden hep buradan girerler bünyeye ve çürütmeye başlarlar. Bu oluşuma giren kişi kolay kolay uyanmaz ve gurup psikolojisiyle hareket edildiğinden doğrunun yanında da yanlışa itaat eder. Sorgulama olayı bitmiş itaat hipnozu başlamıştır ve ne yazıktır ki tüm bu yanlışları doğru bilerek, dinin gereğini yerine getirdiğini zan eder. Hal bu ki İslam yolu birdir ve tektir. Bu kadar kafa karışıklığı varken, yeni yetişen fertler doğrusunu nasıl bulacak veya bunların içinden doğrusu var mıdır?
        Gelelim sadede….!
     Sonuç, Ülkede şu an fertlerin içinde bulunduğu kirletilen inançlar ve dini değerlerine karşı olan tahribatlar yüzün den, yeni yetişen fertlerde dinin den soğumalar, şehvet düşkünlüğü, maddesellik para ve özgür yaşama, sözde bu bazı din tacirlerine bakarak gerçek âlimlerden dahi nefret etme uzaklaşmlar, İslam dininden kaçış. Sakallı ihtiyar büyüklere dahi şüpheli bakışlar, saygı duymama. Ateist ve deist eğilimin giderek Ülke de yaygınlaşması. Milli ve manevi değerlerden kopuş, batı hayranlığı ve onların bu ekonomik ve sözde adil medeni gelişmişliğine bakarak Hıristiyan dinlerine ve kültürlerine sempati duyma ,bana necilik ,maneviyat eksikliğiyle mücadele ruhundan uzaklaşmalar ve tüm bunların gölgesinde içi boş bir nesille gelecek çöküş..eyvah ,eyvah..! Tarikatta Tahribat.
       Değerli okurlarım..Yurttaşlarım ,anneler, babalar, bacılar canlar, yetişen gençler, öğretmenler,dindarlar, ülkeyi yöneten bürokratlar, zatı muhteremler.!Diyanet işleri ve Türkiye..Başınızı elinizih arasına allın ve ne olur bir düşünün .Ya nesiller gidiyor ,nesiller.Aklınızı başınıza alın.Bu günler bakın bir daha geri gelmez.
       Şimdi bu yazıyı okuyan tarikat ve cemaat mensuplarından bazıları bana hak verecek, işine gelmeyende karşı taarruza geçecektir. Din elden gidiyor, dinimize hakaret ediyor diyecektir.Ne alaka ne alaka, geçin bunları .Anlayan aydınlarımızda olacaktır ve buradan hareketle değerlerine,çocuklarına  dolayısıyla ülkesine daha bir sıkı sahip çıkacaktır.  
      Gelecek neslin ne kadar büyük bir tehlike altında olduğunu kendi geleceklerinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıldığını. Bunun da sistemli bir şekilde yapıldığını da bilmeyen ve göremeyenler vardır elbet.. Bu bazı tarikatlarda yapılan yanlışlıkların bizim manevi değerlerimize,dinimize yaptığı tahribat akıl almaz büyüklüktedir. İzinsiz bir üzüm tanesine dahi el sürmeyen bir nesil den,o edepli dervişlerden geldiğimiz noktada memleket meselelerine duyarsız ,sorgulamayan, araştırmayan uyuşuk ilkesiz, bana neci, dinden maneviyattan uzak bir nesil e. İşte başta dinde ve maneviyatta yaptığınız tahribatlarla ülkeyi getirdiğiniz nokta.Bunun en büyük zararını çeken hedef kesim yeni yetişen nesil ve çocuklardır.
     Çünkü ülkenin geleceği onlardadır. Bu kale zapt edilirse içten yıkım ve fetih çok kolay olacaktır.Tehlike büyük ve tedbir alınmazsa ne yazık ki ülkenin geleceği zifiri karanlığı doğru hızla gidiyor. İşte bilinç siz,gelişi güzel bazı tarikatlar ve tahribatları. Şimdi soruyorum ülkem insanı,eğer dinini diyanetini ve ülkeni seviyorsan bir dur ve düşün sorgula bu güzide dinin ve ülkenin hepimizin olduğunu. Sana Kuran ve peygamberin yeter.. Allah‘ın kapısı her an her yerde mekansız,aracısız sana açık ,sen yeterki geliyorum, geldim de, unutmayasın sakın ha. Saygılarımla.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ehaber.tv.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.