Bel Bağlama…!
İnsan En Çok Beklediği Yerden Kırılır…
Hayatta insanın en büyük yanılgılarından biri, kendisinden beklediği vefayı başkalarından da beklemesidir. Oysa zaman bize gösteriyor ki; herkes aynı kalbe, aynı vicdana, aynı düşünceye sahip değil. Kimi insan dostluğu bir ömürlük yol arkadaşlığı olarak görür, kimi insan ise çıkarı bittiğinde arkasını dönüp gitmeyi tercih eder.
Bu yüzden derler ki: Hiç kimseye gereğinden fazla bel bağlama. Çünkü bazen en çok güvendiğin insanlar, en ağır hayal kırıklığını yaşatabilir. Bir gün dönüp baktığında, yanında sandıklarının çoktan uzaklaştığını görebilirsin. İşte o zaman insan, kendi kendine “Neden bu kadar güvendim?” diye sormaya başlar.
Bel bağlama hiç kimseye… Namertlere, vefasızlara, sözü başka özü başka olanlara güvenip de kendini yorma. Çünkü sonunda ağlayan yine insanın kendisi olur. Bazen hayat bize çok geç öğretiyor bazı gerçekleri. Etrafına bir dönüp bakıyorsun; kim yanında, kim sadece işine geldiği için seninleydi, kim gerçekten gönülden dosttu… Ama bazen o fark ediş anı çok geç kalınmış olabiliyor.
Hayat gerçekten zordur. Kuş olsan kanadını kırarlar, çiçek olsan dalını koparırlar, insan olsan kalbini kırarlar. Bu fani dünyada nice insanlar geldi, nice insanlar geçti. Kimi geride güzel izler bıraktı, kimi ise kendi hatalarının içinde kayboldu.
İnsan bazen kendine şu soruyu sormalı: “Ben bu dünyadan giderken arkamda ne bırakacağım?” Çünkü mal, mülk, makam, şöhret ve sahip olunan her şey bir gün geride kalacak. Önemli olan, insanların gönlünde nasıl yer ettiğindir. Arkandan bir “Allah razı olsun” dedirtebilmek, bir insanın dünyadaki en büyük kazancıdır.
Biz ve bizler çok söyledik, çok anlattık, çok yazdık. Ama bazı insanlar ne yazık ki kendi bildiğinden şaşmadı. Hayatın uyarılarını görmezden geldi. Kendisine yapılan iyilikleri unuttu, kendisine uzanan elleri geri çevirdi. Sonra da bir gün yalnız kaldığında “Nerede yanlış yaptım?” diye düşünmeye başladı.
Unutulmamalıdır ki dünya bir imtihan yeridir. Felek insanı elekten geçirir. Kimi insan yaşadığı acılardan ders çıkarır ve olgunlaşır; kimi insan ise öfkesinin, kibrinin ve egosunun içinde kaybolur. Kimi arlanıp gül olur, kimi harlanıp kül olur.
İnsanoğlu bazen bu dünyaya fazla bağlanır. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar, sanki hesap vermeyecekmiş gibi davranır. Oysa hepimiz bugün varız, yarın yokuz. Bir gün herkes aynı toprağın altına girecek. Zengin de fakir de, güçlü de güçsüz de aynı gerçeğin karşısında duracak.
Ne kadar kırılırsam kırılalım, hiçbir zaman kötü insan olmadım. Kötülüğü seçmek kolaydır belki ama insanın kendisine yakışanı yapması önemlidir. Yaşanan her şeyi Allah’a bırakmak, en büyük huzurdur. Çünkü insanın görmediğini gören, bilmediğini bilen bir yaratıcı vardır.
Peki neden küselim? Neden kalbimizi kinle dolduralım? Neden başkalarının yanlışları yüzünden kendi içimizi karartalım? Her şeyi gören Allah varken, insanların sahte davranışlarına kendimizi esir etmenin ne anlamı var?
Ancak şunu da unutmayın; insan yaşarken kıymet bilmeyenler, öldüğünde gösteriş yapmasın. Hayattayken bir selamı, bir hatırı, bir gönül almayı çok görenler; sonrasında kalabalıklarla, sahte gözyaşlarıyla kimseyi kandırmasın.
İnsan yaşarken değerlidir. Bir insanın yanında olmak, zor gününde elinden tutmak, mutluluğunu paylaşmak gerekir. Çünkü ölümden sonra yapılan gösterişli davranışların, hayattayken verilmeyen değerin yerini doldurması mümkün değildir.
Bir karış toprak için gönül kıranlar, bir gün o toprağın altına gireceğini hiç düşündü mü? Bir insanın kalbini kırmak kolaydır ama o kırılan kalbin hesabını vermek zordur. Dünyayı kazansan ne olur, eğer arkanızdan güzel söz söyleyecek bir gönül kazanamadıysanız?
Bazı insanlar kendi egolarını büyütmek için başkalarını küçültür. Kendi çıkarları için yalan söyler, insanların duygularını kullanır. Kimi zaman da dini, değerleri ve kutsalları kendi çıkarları için araç haline getirir. Oysa insanın gerçek değeri, gösterdiği samimiyet ve taşıdığı vicdanla ölçülür.
Güzel kıyafetler giymek, büyük sözler söylemek, insanlara kendini farklı göstermek kolaydır. Asıl mesele insan kalabilmektir. Çünkü insanı değerli yapan dış görünüşü değil, içindeki merhametidir.
Bel bağlama hiç kimseye… Çünkü bazen bel bağladıklarımız bizi yarı yolda bırakır. En büyük hatamız, herkesi kendimiz gibi sanmaktır. Biz nasıl dürüstsek herkesin dürüst olacağını, biz nasıl vefalıysak herkesin vefalı kalacağını düşünürüz. Ama hayat bize insanların farklı olduğunu öğretir.
Dostunu iyi seç. Her gülümseyeni dost, her yanında duranı yol arkadaşı sanma. Çünkü bazı insanlar sadece iyi gününde yanında olur. Gerçek dost ise zor zamanda belli olur.
“Ben her şeyi bilirim” diyerek ortaya çıkan insanlar, zamanla hayatın gerçekleriyle karşılaşır. Çünkü insan bu dünyaya nasıl geldiyse, sonunda öyle gider. Yanında ne malını ne makamını ne de gururunu götürebilir.
Geriye sadece bıraktığın iz kalır.
Bir gün herkes kendisiyle hesaplaşacaktır. “Nerede yanlış yaptım?” diye soracaktır. Ama bazı pişmanlıklar vardır ki zamanı geri getirmez.
Doğru yol tektir. İnsan o yoldan ayrıldığında, seçtiği her yolun bir bedeli vardır. Önemli olan, hayatın içinde kaybolmadan önce kendine dönüp bakabilmektir.
Bel bağlama dostum, bel bağlama…
İnsanlara güven ama kendini tamamen unutacak kadar değil.
Sev ama kendini değersizleştirecek kadar değil.
Affet ama aynı yarayı tekrar tekrar taşıyacak kadar değil.
Çünkü bu dünyada en büyük zenginlik; temiz bir kalp, dürüst bir yaşam ve arkasından güzel sözlerle anılmaktır.
