“Neden hizmetten mahrum kalalım, neden çıkarın esiri olalım?”
Makamın yükü hizmet değilmidir.?
Son zamanlarda Cumhurbaşkanımızın konuşmalarında sık dile getirdiği, ''görevinde sorumluluk ve sahiplenme duygusu'' yaşam referansımız olmalı..
Halbuki bazı makam sahipleri çoğu zaman saygıyı korkuyla karıştırır. Halkın güvenini kazanmak yerine, çekinme ve mesafe üzerine kurulu bir düzen yaratırlar. Görevlerini yalnızca kanunun sınırlarıyla tanımlar, ayrıntıları araştırmaz, bilmezler.. Verilen kararların şehre veya devlete vereceği zararı sorgulamazlar. “Ben görevimi yaptım” anlayışıyla vicdanı devre dışı bırakırlar. Oysa kanun, vicdanla birleşmediğinde kuru bir metinden öteye gidemez. Bu yaklaşım, şehrin ruhunu zedeler ve halkın iradesini küçültür.
Siyasi kimliklerini bir hizmet aracı olarak değil, kişisel çıkar için kullanan alt tabaka figürler ise şehrin damarlarını yavaş yavaş kurutur. Maddi çıkar uğruna kaynakları kendi çevresine yönlendirir, rant ve ihaleler üzerinden güç devşirir. Manevi çıkar uğruna ise görünürlük, itibar ve nüfuz peşinde koşar. Böylece toplumda güven değil, sessizlik ve çekinme hâkim olur. Halk, kendi iradesini ifade etmekten çekinir; şehir, ortak aklın değil kişisel hesapların sahnesine dönüşür.
Makamın en büyük sınavı, egoya yenilmemektir. Yüksek makam sahiplerinin korku ve rahatlık üzerine kurulu anlayışı ile alt tabaka siyasi figürlerin çıkar ve nüfuz oyunları birleştiğinde, şehir ve vatan kaybeder..
Unutulmamalı: Makamlar geçicidir..Halkın samimi yaklaşımı ise saygısızlık değil ilgidir..Ürküterek saygın olamazsınız, sevilmezsiniz..Bir atasözü der ki; ''Mal gider, malamat kalırsınız''.. Görevini sahiplenerek, sorumluluk hissiyle, vicdanı ve halkın talebini es geçmeden hareket edenler; şehri siyasi hesapların oyuncağı olmaktan kurtarır, topluma da nefes aldırır vesselam...

