Son günlerde televizyon ekranlarında, sosyal medya mecralarında ve köşe yazılarında Türkiye üzerine ahkâm kesenlerin sayısı iyice arttı. Her konuda fikir beyan eden, her meselede hüküm veren, kendisini adeta toplumun vicdanı ve aklı ilan eden kişiler görüyoruz. Ancak dikkat çekici olan şu ki; en büyük lafları edenlerin önemli bir kısmı, söyledikleriyle yaşadıkları arasında derin uçurumlar bulunan kişilerden oluşuyor.
Öyleyse toplumun en büyük sorunlarından biri cehalet değildir. Asıl sorun, kendisini hakem ilan etmiş insanların, kendi hayatlarında uygulamadıkları doğruları başkalarına dayatmaya kalkışmasıdır.
Bugün öyle isimlerle karşılaşıyoruz ki; kürsüde ahlak dersi verir, kalemde dürüstlük nutukları atar, ekranlarda erdemden bahseder. Fakat perde aralandığında ortaya çıkan manzara söyledikleriyle taban tabana zıttır. Kendi yaşamında ölçüsü olmayanların topluma ölçü biçmeye kalkması kadar büyük bir çelişki olabilir mi?
İnsanlara sürekli nasihat edenlerin önce aynaya bakması gerekir. Çünkü karakter, yazılan yazılarda değil, yaşanan hayatta ortaya çıkar. Kalem insanı büyük yapmaz; kalemin arkasındaki vicdan büyük yapar. Makamlar, sıfatlar ve siyasi destekler de kimseye ahlak üstünlüğü kazandırmaz.
Ne yazık ki bazıları arkalarına aldığı güçten cesaret alarak kendisini toplumun öğretmeni zannetmektedir. Oysa gerçek saygınlık korkuyla ya da güç gösterisiyle değil, güvenle kazanılır. İnsanları küçümseyerek, yukarıdan bakarak, sürekli parmak sallayarak itibar sahibi olunmaz.
Hayatı boyunca kendi yanlışlarıyla yüzleşmemiş olanların başkalarının kusurlarını sayması samimi değildir. Dünü karmaşık, sicili tartışmalı, davranışları eleştiriye açık olanların herkese hesap sormaya kalkması ise sadece gülünç bir durum oluşturur.
Toplum artık söze değil, örneğe bakıyor. İnsanlar ne söylediğinizden çok nasıl yaşadığınıza dikkat ediyor. Çünkü samimiyet gizlenebilen bir şey değildir; er ya da geç kendini gösterir. Aynı şekilde gösteriş de, kibir de, ikiyüzlülük de bir yerde maskesini düşürür.
Bu yüzden herkes için geçerli olan kural şudur: Önce kendini düzelt, sonra başkasına öğüt ver. Önce kendi kapının önünü süpür, sonra mahalleyi temizlemeye kalk. Çünkü insanın hayatı sözlerini doğrulamıyorsa, yaptığı bütün nasihatler havada kalmaya mahkûmdur.
Unutulmamalıdır ki en etkili öğüt, ağızdan çıkan değil, yaşamla verilen öğüttür. Gerisi sadece gürültüdür...nokta
